Moskova

Moskova

23 Ocak 2012 Pazartesi

İgor Balıktan Döndü


M.Hakkı Yazıcı
mhyazici@yandex.ru
Kaynak: turkrus.com


İgor, iş arkadaşım, yeni yıl arifesinde mutlu bir şekilde yanıma geldi; elimi her zaman olduğu gibi, bütün samimiyetiyle sıkıca kavradı, tokalaştı.
Yüzünde yılbaşı arifesi neşesi vardı. Önündeki uzun tatilini her yıl severek yaptığı gibi, arkadaşlarıyla birlikte gidecekleri buz tutmuş nehir kenarında balık tutarak geçirecekti.
Merak edip sordum; balıklar büyük mü, diye. Sol eliyle sağ kolunun bileğinden biraz ilerisine kadar işaret edip, balıkların büyüklüğünü anlattı. İşyerinden çıkarken ben de ona Türkçe “Rasgele İgor,” dedim.
Rusya ve kış denince karsız, buzsuz bir panorama hayal edilemez. İlk göze çarpan manzaralardan biri de şu: Buz tutmuş nehirlerin, göletlerin üzerinde kendilerine uygun bir yer seçip, yerleşip, burguyla buzda açtıkları delikten oltayı sarkıtıp balık tutan öbek öbek insanlar…
Igor’un yalancısıyım; buz kalınlığı 5 cm.’e ulaştığında üzerinde yürüyerek gezilebilirmiş; 10 cm.’e ulaştığında arabayla, 40 cm.’e ulaştığında kamyonla, 1 metreye ulaştığındaysa tankla geçilebilirmiş.
Bu, bir Rus geleneği…Pek çok Rus için geleneksel "sosyalleşme" yöntemlerinden biri… Aslında çoğu kez maksat, balıktan ziyade, sıkıcı kış günlerinde bir bahaneyle evden çıkmak, soğukta bir şişe votkayı ahbaplarla beraber açık havada yudumlayıp hasbıhal etmek.
Örneğin, Moskova’da, Leningradski Şose'de Moskova’yı Himki’ye bağlayan büyük köprünün ayaklarında donmuş nehrin üzerinde her zaman çok sayıda balıkçı görmek olası. Şehir dışına doğru, örneğin Dimitrovskoye Şose'den otuz kırk kilometre dışarıdaki göl bölgelerinde de balıkçılar bir hayli faal.
Igor, işin ustası; daha uzaklara gitti. Moskova’dan yaklaşık ikiyüz kilometre uzakta Mojaisk’e gitti.
On günlük uzun yeni yıl tatili boyunca İgor’un balık tutma serüvenini merak edip durdum.
Tatil bitiminde, ilk iş gününde işe gittiğimde, her sabah yaptığımız gibi, bir gönül göndermesi olarak, o bana kendi dilimde dili döndüğü kadar “Günaydın,” dedi, ben de ona onun dilinde “Dobre utra,” dedim.
Mutlu ve rahatlamış görünüyordu.
Sabah çayımı alıp yanına seyirttim. Tatilinin nasıl geçtiğini, çok balık tutup, tutmadığını sordum. “Niçivo!..” deyip, pek bir şey tutamadıklarını anlatıp, kahkahalarını koyuverdi. Topu topu iki kilo kadar “podleşçik” tutabilmişti. Tuttukları balıkların yerine cep telefonunun kamerasıyla kaydettiği arkadaşlarıyla tükettikleri votkaların boş şişelerinin resimlerini, arkadaşlarıyla sarmaş dolaş çektirdikleri fotoğrafları gösterdi.
O kasıklarını tutarak gülerken, mutlu, neşeli yüzüne baktım. Aslında balığa değil, dostlarıyla muhabbete gitmişti.

11 Ocak 2012 Çarşamba

Benim Ded Maroz’um senin Noel Baba’nı döver!


















Kaynak:http://www.turkrus.com/


İgor, “Sen, bu yazma çizme işinde benden daha beceriklisin; bana yardım et,” dedi.
“Hayrola?” diye sordum.
Maksim, İgor’un sevgili oğlu, babasına ev ödevi vermişti: Ded Maroz’a hitaben güzel bir hediyeyi garantileyecek, ikna edici güzel bir mektup yazmasına yardımcı olmasını istiyordu.
“Hediye işini hallederim de, bu mektup işi zor,” diye hayıflanıyor İgor.
“Tamam,” dedim, “Takma kafana. Birlikte bir şeyler yazmaya çalışırız.”

***
Yeni bir yılın arifesindeyiz…
Yılbaşı yaklaşıyor ya, yeni yıl kutlamalarının sembolü Noel Baba ya da Rusya’daki karşılığı “Ded Maroz” her köşe başında kendisini göstermeye başladı.
Malum, Noel Baba, sadece sevincin ve kutlamanın değil, hediyenin de sembolü…
Bir de gazetelere bazı haberler yansıyınca çocukları tatlı bir heyecan sardı.
İrlanda'nın başkenti Dublin'de bir evin eski şömine bacasının gizli bölmesinde biri kız diğeri erkek, iki çocuk tarafından Noel Baba'ya hitaben kaleme alınmış 100 yıllık mektup bulunmuştu.
Bir başka habere göre ise notebook arzusuna kavuşmak için Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’e ve Ded Maroz’a mektup yazan Bryansk şehrinden orta okul öğrencisi Vika Petrova’yanın isteğini Medvedev olumlu cevap vermişti.

***

Yoksulu, zengini, orta hallisi; herkes, kendisine, kesesine uygun bir yılbaşı kutlamasının peşinde. Maksat, acısıyla, tatlısıyla her şeyi unutup birkaç saatliğine mutlu olabilmek. Ya sonra!?.. Sonra hayat kaldığı yerden devam edecek…

Moskova, o ünlü karlı, beyaz görüntüsüne büründü bile. Hayatı zorlaştırsa da durmaksızın yağan kar insanları mutlu ediyor.

Yılbaşı heyecanı herkesi sardı. Sevdikleriyle nasıl bir yılbaşı geçirileceğinin planları çoktan yapıldı; hediyeler alındı..

Rusya'da yılbaşı olur da, Ded Maroz’suz olur mu?

***

Igor, Ded Maroz’un gün geçtikçe Noel Baba’laştırılmasına çok içerliyor. Yeni nesilin de, tabii ki oğlu Maksim’in de bu yabancı etki altında kalmasından rahatsız.

Ded Maroz ya da Ayaz Dede, Rusların,Slavların kendi Noel Babalarına verdikleri isim.

Ancak Rusya’da her şey de olduğu gibi Batılılarınkinden farklı. Her ne kadar globalleşmeye ayak uydurmak çabasıyla, görüntüsü her geçen yıl Batılı Noel Babaya benzetilmeye, giysisinin renkleri maviden, kırmızıya dönüştürülmeye çalışılsa da Ded Maroz farklı. Hem kültürü, hem de görüntüsüyle.

Moskova Ded Maroz Okulu Müdürü Aleksandr Frolov, “Rus Ayaz Dede, batıdaki Noel Baba’dan çok farklı. Bizim Ayaz Dedeler daha insancıl, daha sıcakkanlı ve daha neşelidir,” diyor.

***

“Biliyor musun?” diyor İgor,
Halinden araya yine bir fıkra sıkıştıracağını anlıyorum. Ama tutmak ne mümkün;
“Bir yılbaşı gecesi Ded Maroz’la Santa Klaus (Noel Baba) Sibirya’da küçük bir köyde, bir evin önünde karşılaşmışlar,” diye başlıyor.
























“Pek beklemedikleri bir anda karşılaşmış olduklarından her ikisi de şaşkınmış. Bir sure birbirlerini süzüyorlar. Noel Baba, sessizliği bozup, ‘Hello!’ diye söze başlıyor. İngilizce konuşan koca göbekli meslekdaşını garipseyen tavırlarla süzmeye devam eden Ded Maroz, başıyla selamlıyor.
Noel Baba, ‘nasıl gidiyor işler?’ diye sorarak muhabbetini sürdürüyor. Ded Maroz, ‘Eh işte idare ediyoruz,’ diye cevap veriyor.
Hafifçe kafayı bulmuş olduğu her halinden belli olan Noel Baba, şen şakrak konuşmasını surdürüyor. ‘Yahu üstad, yabancılar için bu ülkede iş yapmak çok zormuş;.bürokrasi, katı kurallar, eski alışkanlıklar, yolsuzluk, trafik sorunu, her şey insanı yıldırıyor.’
İgor, lafın bu sırasında yüzüme bakıp bana laf dokundurduğunu ima eden bir şekilde göz kırpıyor.
‘Bilmem ki,’ diyor Ded Maroz. ‘Ben bu ülkede doğdum, büyüdüm. Başkasını bilmiyorum. Belki de haklısın…’ diye kısa kesiyor.
Kol kırılır, yen içinde kalır. Bir yabancının yanında kendi ülkesini kötüleyecek değil ya…
Neyse biraz hoşbeşten sonra sıra işe geliyor. Ded Maroz,’Evin bacasını gösterip sen önden buyur,’diyor, ‘Ne de olsa misafir sayılırsın.’
Aslında Ded Maroz, kibarlıktan ziyade kurnazlık peşindeymiş. Noel Baba’nın koca göbeği ve bu sarhoş haliyle bacadan içeri girebilse bile çıkarken sıkışacağını anlamış.
Nitekim de öyle olmuş Noel Baba bacanın içinde şıkışıp kalmış.
Ded Maroz, “Hay allah, dostum biraz sabret ben bir koşu itfaiyeye haber vereyim, gelip seni kurtarsınlar,’diyor cep telefonundan yakındaki kasabanın itfaiyesini arayıp, durumu anlatıyor. Sonrasında o köydeki işini bitirip, görevini tamamlamak üzere diğer köylere doğru yola çıkar.”
İgor, tepkimi ölçmek için bana bakıyor.
“Eee?..”diyorum.
İgor,”Bu kadar,” diyor. “Anekdot bu kadar.”

***






Rus çocukları, bu yılbaşında da, hayallerini süsleyen Ded Maroz’un ona eşlik eden torunu Sneguroçka’yla (Kar Prensesi) birlikte üç atın çektiği geleneksel kızaklı arabası Rus troykasıyla gelip onlara hediyelerini vermesini bekleyecekler. Ve tabii ki umdukları hediyeleri alanlar çok mutlu olacaklar.

Ded Maroz, bu hediyelerin yanısıra dünyanın barışı, sevgiyi, mutluluğu hak eden bütün çocuklarına mutlu, huzurlu bir yeni yıl armağan etmek istiyor.

Herkese, ırk, din, dil, milliyet, cinsiyet ayrımı yapmaksızın, kardeşçe yaşanan, mutlu, sağlıklı, refah içinde yeni bir yıl dileğiyle!...

Sovyetler gitti, ‘Sovyetler’ kaldı…












Hakan Aksay
http://www.rusya.ru/


SSCB'nin dağılmasından 20 yıl sonra "Sovyet" kelimesi bazen hakaret olarak kullanılır oldu. Siyasi muhalefetin bir bölümü ise "Sovyet" kavramına sahip çıkıyor.

Zaman ne kadar hızlı geçiyor! Geçenlerde Sovyetler Birliği, dağılmasının 20. yıldönümünde hatırlandı.

Dünyanın en büyük iki devletinden biri, kısa sürede neredeyse kendiliğinden yok olup gitmişti.

Ama tarih, iz bırakmadan geçip gitmiyor. 20 yıl önce nelerin, nasıl olduğu üzerine farklı yorumlar ve tartışmalar sürüp gitse de, neredeyse tartışmasız bazı şeyler kaldı geride.

En başta da insanlar... 20 yıl önce de var olan, bugün de yaşayan ve epeyce bir süre daha 15 ülkenin nüfusu içinde yer alacak olan insanlar… Bu insanların karakterleri, alışkanlıkları, üslupları…
Kim bunlar?

Eski Sovyetler…Yani Sovyetler Birliği yurttaşları…

Geçmişin üzerine sünger çekmek isteyenler istediği kadar reddetsin, “Sovyet insanı” diye bir şey vardı… Ve belki de önemli ölçüde hâlâ var…

Ama konu hassas!.. Bazı kelimeler gibi “Sovyet” de ağız-dil yakıyor…

- Ben mi Sovyetmişim? Asıl sensin Sovyet olan!

On yıllar boyunca bir halkı ve bir insan tipini tanımlamak için kullanılan “Sovyet” kelimesi kimilerince bir hakarete dönüştü.

Ülkenin ve zamanın değiştiğini anlamayan, eski alışkanlıklarından vazgeçemeyen, geçmişe özlem duyan insanlar, bu kelimeyle aşağılanıyor artık.

Ya “Sovyet” diyerek hakaret ediyorlar, ya da “sovok”... İkinci kelime, faraş anlamına geliyor. Ama ilkine çok benzemesi ve aşağılayıcı vurguyu artırması nedeniyle daha sık kullanılıyor.

Bazı teorisyenler “Sovyet” diye bir halkın hiçbir zaman bulunmadığını, bunun uydurma bir kavram olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. SSCB'nin Rus, Özbek, Azeri ve diğer halklardan oluştuğunu, Sovyet halkından ve Sovyet insanından söz etmenin yanlış olacağını anlatıyorlar.

Ortada (yetim) kalan bu kelimeye yalnızca bazı siyasi muhalifler sahip çıkıyor.

Onlar zaten şu ya da bu şekilde Sovyetler Birliği'ni yeniden kurmayı hedefledikleri için, Sovyet halkının varlığını sürdürdüğünü kendilerine dayanak yapmaya çalışıyorlar.

Bir de zaman zaman, kendini eski alışkanlıklarının etkisi altında gören ve insanların değişmesinin uzun zaman alacağını hisseden kişiler, hâlâ Sovyet olduklarını acı bir gülümsemeyle itiraf ediyorlar.

Kimdir “homo sovieticus”, yani“Sovyet insanı”?

70 küsur yıl içinde ister Rus, ister Ukraynalı, isterse de Tacik olsun, herkes ortak özelliklerin (tarih, ideoloji, kültür, politika, hukuk, dil vb.) etkisi altında biçimlendi. Komünist Partisi'ne bağlılık yeminleriyle büyütüldü. Ortak psikoloji ve alışkanlıklar edindi. Bu gerçeği kimse inkâr etmiyor.

Sovyet kavramını övgüyle kullananlar, bunun yurtseverlik, yardımseverlik, fedakârlık gibi anlamlara geldiğini söylüyor.

Karşıtları ise, aynı kelimeyi koşulsuz itaatkârlık, korkaklık, tembellik, eşitlik ilkesine körü körüne bağlılık ve bundan kaynaklanan kıskançlık, çekememezlik olarak yorumluyor.

Nasreddin Hoca'nın dediği gibi, her iki tarafa da “Sen de haklısın” demek geliyor bazen insanın içinden. Koskoca bir tarih yaşandı; geçmiş iyi-kötü bir yığın şey bıraktı ortada. İyileri kabul edip kötüleri yok saymak, ya da tersini yapmak, kendini aldatmak olur.

Gerçek olan bir şey var ki, o da Sovyet insanının, alışkanlıkların daha uzun süre ortadan kaybolmayacağıdır. İşte Sovyet cumhuriyetlerindeki insanlar - onlar istedikleri kadar kendilerini “yeni” ilan etseler de - hâlâ eski, bildiğimiz insanlar.

Evet, yeni elbiseler giydiler, ara sıra yabancı kelimeler kullanır oldular, yeni partiler kurdular, sokaklara ve meydanlara yeni adlar yakıştırdılar. Ama konuşmaları, şakaları, küfürleri, içki içişleri, bakışları, yürüyüşleri değişmedi. Kimse aydan gelmedi.

İktidarların ve liberal yenilikçilerin hoşuna gitse de gitmese de, bütün eski Sovyet ülkelerinde daha uzun süre yaşayacak Sovyet psikolojisi.

Çünkü toplumlar, insanlar, yasalarla bir anda yenilenemiyor. Karakterler, tabelalar kadar kolay değiştirilemiyor.

2 Ocak 2012 Pazartesi

Ruslar Yeni Yıldan Umutlu











Ruslar,yapılan anket sonuçlarına göre yeni yıldan umutlu.

Rusların yüzde 16’sına yakını yeni yıldan sadece daha iyiye giden değişiklikler beklerken, %9’u yeni yılın fiyat artışı ve hayat standartlarının kötüleşmesi dışında hiçbir şey getirmeyeceği savundu. Katılımcıların %5’i 2012’de dünyanın sonunun geleceğini düşünüyor.

Bir internet portalında yapılan bu ankete Rusya genelinde 158 merkezde 18 yaşından büyük olmak üzere 1000 kişi katıldı. Anket Rusların yeni yıldan beklentilerini ortaya koydu.

Halkın çoğunluğu 2012’nin güzel şeyler getireceğine inanırken ankete cevap verenlerin 9%’u yeni yılla birlikte hayat şartlarının zorlaşacağından endişe duyuyor.Sonuçlara göre %8, 2012’nin ilk başta refah seviyesinde olmak üzere her anlamda istikrar getireceğini düşünüyor. Katılımcıların %7’si maaşlarında zam beklerken, %6 yeni yıldan özel bir şey beklemedikleri şeklinde yanıt verdi. Yine %6’sı 2012’nin kendilerine aile refahı ve manevi huzur, mutluluk getireceğine inanıyor. %5 ise şans ve kariyerlerinde yükselmeyi umuyor.

Ancak ankete katılanların %5’i 2012’de dünyanın sonunun olacağı görüşünde. Bazıları 21 Aralık 2012’de biten Maya Takvimi’ne inanırken diğerleri 3.Dünya Savaşı, küresel ısınıma, ya da bir göktaşı çarpması sonucu dünyanın sonunun geleceği görüşünde birleşiyor.

Kaynak: http://www.gazetem.ru/

Moskova dünyanın en büyük 10 şehri arasına girecek












Moskova 2012 yılında genişlemesi sayesinde dünyanın en büyük 10 şehri arasına girecek.

İtar Tass ajansı tarafından yapılan açıklamaya göre, 1 Temmuz 2012 tarihinden itibaren Moskova Bölgesi’ne ait olan alanların resmen Moskova şehrine dahil olması ile beraber Moskova’nın yüzölçümü 2.4 kat artacak. Moskova Bölgesi’ndeki belirlenen bölgelerin Moskova’ya geçmesi ile beraber burada yaşayanlar da Moskovalı olacaklar. Ayrıca, Moskova’ya ait olacak yeni yerlerde gelişim planı kapsamında bu alanlar yeni bir yüze kavuşacaklar.

Resmi prosedürlerin sona ermesi ve resmen yeni yerlerin Moskova’ya dahil olması ile beraber Moskova yüzölçümü olarak dünyada Sidney, Kinshasa, Buenos Aires, Karaçi ve Aleksandriya şehirlerinden sonra altıncı sıraya yerleşirken, nufüs olarak yeni alanlarda sadece 250 bin kişi yaşadığı için hiçbir değişiklik olmayacak ve Şangay, Mumbai, Sao Paulo, İstanbul, Karaçi ve Delhi’den sonra yedinci sırada yer alacak.

Kaynak: www.gazetem.ru/